Kanun (Telli Çalgı)

Kanun, Türk bilginlerinden Farabi tarafından icat edilmiş, telli çalgı aleti. Antik çağda Mısır ve Sümerliler tarafından kullanıldığını gösteren bazı tarihi belgelerden bașka eski bir Arap rivayetine göre de kanunu İbn-i Hallegan'ın icat ettiği ve bu bilginin Horasanlı Bernek ailesinden olup Musul'un Türklere meskûn İbril șehindr doğduğu söylenmektedir

1. Yapısı

24 veya 27 perdeli bir sazdır. Her bir perdedeki sesi 3 tel tınlatır. Bu yapısıyla klavsenin ses sistemine benzer. Telleri özel olarak müzik aletleri için üretilmiş naylon teldendir. İlk evrelerinde naylon tel yerine bağırsaktan yapılan kiriş teller kullanılmıştır.

Göğüs tahtası çoğunlukla çınar ağacından, alt tabanı ıhlamur veya sıkıştırılmış kontrplaktan, burgu tahtası yumuşak bir ağaç olan ıhlamurdan, burgular gül, şimşir veya abanoz gibi sert ağaçlardan yapılır. Üç telden oluşan her perdede diyez, bemol ve koma sesleri ayarlayabilen mandallar vardır.

Kanun kullanım amacına göre 24-25-26 sesli olarak yapılır. Bunun karşılığı 3.5-4 oktavdır. İnsan sesiyle birlikte icra edilen tüm sazlar bu aralıktadır. Zaman zaman 36 sesli Arap Kanunu diye anılan sazlar yapılmış olsa da hangi amaca hizmet ettiği anlaşılamamıştır.

Türk sanat müziğinde kullanılan profesyonel kanun 26 perdeli olup her perdeye üçer tane tel takıldığı hesaplanırsa toplam 78 tellidir. Bu tellerin kalınlığı yukarıdan aşağı doğru; 0.60 mm. 0.70 mm. 0.80 mm. 0.90 mm. 1.00 mm. 1.10 mm. 1.20 mm. çapındadır.

Kanunda kullanılan tel, petrokimya tesislerinin kuruluşuna kadar, kuzu bağırsağının kurutulup bir takım işlemlerden geçirilmesi sonucu değişik kalınlıklarda üretilmekteydi. Ancak petrokimyanın kuruluşundan sonra bu sanayi dalının üretimi olan ‘naylon-6’ hammaddesinden elde edilmektedir.

2. Tarihi

Türkiye'nin yanı sıra, Kuzey Afrika ve Orta Doğu ülkelerinde, İran, Özbekistan, Ermenistan, Makedonya, Kosova ve Yunanistan'da da kullanılan kithara cinsinden çalgı. Müzik aletlerini sınıflayıp inceleyen organolojide kithara, bir kasa üzerine uzundan kısaya doğru sıralanıp gerilmiş tellerin “açık” olarak titreştirilmesiyle ses veren çalgıların ortak adıdır. Türkiye, İran ve bütün Arap ülkelerinde kullanılan kanun adı, diğer ülkelerde yerini ya Arapça’sının ya da Yunanca’sının türevi olan bir ada bırakmıştır


YAPI: Uzun geçmişi boyunca birçok değişiklik geçiren kanunun temel yapısal özellikleri, günümüzde bütün ülkelerde aynıdır. Ses alanı üç buçuk sekizli kadardır. İcracı, kanunu fildişi mızraplarla çalar.


TARİH: Hemen hemen bütün organologlar, Arapça kanun kelimesinin, Yunanca kanon kelimesinden türediğini kabul eder. Çalgıya adı gibi, geometrik yamuk biçimini de Araplar’ın verdiği sanılıyor.


XIV. yüzyılda kaleme alınmış Farsça bir risale olan Kenzü’t-Tuhaf’ta başka çalgıların yanı sıra, kanunun da çizimi ve sözlü tasviri vardır. Müellif, geometrik yamuk biçiminde gösterdiği kanunun ayrıntılı ölçülerini verir. Risaleye göre çalgının, üçer üçer akortlanan 64 teli vardı. Büyük bestekâr, virtüoz ve nazariyatçı Abdülkadir Meragî (öl.1435), 1418’de yazdığı Câmî‘u’l-Elhân fî ‘İlmü’l-Musiki başlıklı eserinde ve diğer bazı risalelerinde, başka çalgıların yanı sıra kanunu da tasvir etmiştir.


Endülüs aracılığıyla XII. yüzyıla doğru Avrupa’ya da giren kanun İspanya’da caño, Fransa’da canon, Almanya’da Kanon, İtalya’da cannale adını aldı.


En geç XV. yüzyılda Osmanlı müziğinde kullanılmaya başlayan kanunun yapısı zamanla değişmiş, itibarı da kâh artmış, kâh azalmıştır. XVI. yüzyılda İstanbul’da kullanılan kanunun, İran ve Maveraünnehir’de kullanılandan farksız olduğu söylenebilir. Bu, muhtemelen göğsü bütünüyle ahşap olan, metal telli bir çalgıydı. Bu yargıyı teyit eden birkaç minyatür vardır. Uygurlar’ın günümüzde de kullandığı kalun, bu kanunun tek modern benzeridir.


XVII. yüzyıl Osmanlı kanununun biçimi tam olarak bilinmiyor, ama çalgının XVIII. yüzyılın ortalarına doğru, bugünküne çok yakın yeni bir biçim kazandığı kesindir. O dönemde İran’da kanun terk edilmiş olduğundan, çalgıya bugünkü yapısını kazandıran değişikliklerin Türkiye’de ve Orta Doğu’da (Mısır ve Suriye) yapıldığına hükmedebiliriz.


Kantemir’in çağdaşı Levnî, hiçbir minyatüründe kanun çizmemiştir.. Ama Hızır Ağa’nın, 1765-1770 arasında kaleme aldığı sanılan Tefhîmü’l Makamât adlı eserindeki resim, özü bakımından modern kanunu gösteriyor.


Sultan III. Selim’in dönemine ait kayıtlarda hiçbir kanun icracısının adı geçmez. Ama II. Mahmud döneminde (1808-1839) bu çalgı yeniden sahneye çıktı. XIX. yüzyılda ve XX. yüzyılın başlarında kanun, çoğunlukla kadınlar tarafından çalınan çalgılardan biriydi.


XIX. yüzyılın ikinci yarısında kanun İstanbul’da oldukça rağbetteydi. Profesyonel müzisyenlerin oluşturduğu çalgı takımları, kanunsuz düşünülemezdi.


  • 1
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0
  • 0

  (0)   Yorum